Artistangora..(((:

"Artistangora..??? hmm......." diye dusunursunuz...(yada hicbir sey dusunmezsiniz).
Kelimeyi degisik degisik hecelere ayirmayi denersiniz, farkli farkli sesler cikar.
Ar-tistan-go-ra...Art-istang-ora...A-rti-stan-gora...
Yorumlamaya calisirsiniz.
Aslinda en bastan "Art-ist-an-gora" olarak dusunulmus. Yani, ben - bir suredir Istanbul'da ikamet eden Anna Gorbachova  :))

Ama siz "Artist-angora"yi da yakistirabilirsiniz, karar sizin :))
 



                                                                             

(no subject)

Herkesin pazartesi sendromunu yasadigi sirada simarik Artistangora ofisin ortasinda...hahahooyt!...ellerinde uzun sislere takili cikolatali muffinler yelpazeleri ile kicini saga sola sallayarak waka-waka dansini yapiyor... yuzunde simarik porsuk ifadesi ile...

Fazla uzatmayacagim...

Collapse )

(no subject)

Bitti Ask-i memnu...
Tek kelime ile rezil. İgrenc. Rezalet. Lanet. Acayip pislik bir dizi.
Ama en berbat tarafi butun bolumlerini son saniyeye kadar soluksuz izlemis, uzulmus ve neredeyse aglamis olmam.
Behlul kacar... Yaziklar olsun.

Posted via LiveJournal.app.

(no subject)


şöyle sorayım ben size: bu sabah çok farklı bir sabah degil mi?
güneşi çok sarı, müzigi hep güzel ve yüzündeki gülümsemenin çok mutlu olan bir sabah
soldugun hava tatlı, sarhoş edici, bahar havasıdır
kafan pek bi billür, gözlerin pek bi parlak ve masmavi
aklında, radyoda çaldıgı rastgele bir şarkıdan ve de koyu kahverengi sanki kadife kumaşı ile kaplı gözlerden başka hiçbir şeycik yok.
tüm duyguların 3'le çarpılmış, üstüne pudra şekeri ile karabiber serpilmiş, buzla sogutulmuş ve yüzeyi minik sivri bir bıçakla hafifçe çızilmiş sanki.
hem tatlı, hem yakıyor
böyle anlarda temiz bir kagıdın üzerinde şiir yazarsın. Veya rengarenk boyalarla resim yaparsın 1,5 * 2,3 metrelik bir tuvalin üstüne
Veya hayatta elinde tutmadıgın kemanı alıp yeni bir senfoni yaratırsın.
 
çünkü daha dün ayaklarından baglanıp köprüden aşagı düşüyor-düşüyor-düşüyoooorrrduuunnn... ki nihayet baglı oldugun ipi geri çektiler.
saçların karışmış, yüzün bembeyaz, kalbin deli gibi atıyor.
içinden haykırmak geliyor: neredeydiniz? neden bu kadar geç kurtardınız beni?
kadife gözler dikkatlice bakıyor sana sadece. kahve kahve.
kucaga alıyorlar seni. sarıp sarmalıyorlar. ninniler söyleyip saçlarını okşuyorlar. ellerini sıcak ellerinde ısıtıyorlar.
ve yavaş yavaş düştügün boşlugu unutuyorsun. o boşlukta bunca zamanı nasıl geçirdim?
beyninin mantık bölgesi devredışı kalmış ve çalışmak yerine ikinci çikolatayı açıyor
senin ise umurunda bile degil.
çünkü sen o sırada muhteşem bir filmin karelerine bakıyorsun ve ondan vazgeçmeye hiç niyetin yok
tam tersi
hiç bitmese keşke

(no subject)


Geçenlerde bir akşam yan masadakiler hoşuma gitmişti...
İstanbul'un göbegi, akşam 10, çok şık ve modern bir mekan, içeride yumuşak loş turuncumsu bir ışık
upuzun bir bar masası, gösterişli menü, cafcaflı kokteyl bardakları
neşeli gençler, kadınlar çift çift, beyler 3'er kişilik gruplar halinde
müzik
kimiler dans ediyor
ve işte hemen yan masada eski çaglardan kalma iki teyze, en az 80 yaşlarında falan yani
iştahlı bir şekilde yemeklerini yiyip kırmızı şarap içiyor, birbirine anlattıkları hikayelere iki saattır kahkaha atıyorlar.
sonrasında kalkıp kambur kambur çıkışa yöneldiler aynalarda saçlarını kontrol ederek.
biri kırmızı elbiseli, digeri - lacivert çiçekli ve payetli.
Bayıldım!

(no subject)


Bazen uyumadan önce uzaya kadar yükselip hayatımıza tepeden bakıyorum.
Taaaam beyaz tavanın bulundugu yerde başlayan uzaydan. 
Yaşadıgımız hayatlar ne kadar da mükemmel.
Ve o kadar da boş.

Bunca insan ne oldugu belli olmayan bir yerden dünyaya geliyor
ve de aynı belirsizlikte yok oluyorlar.
Amaçsız bir şekilde yaşıyorlar mükemmel hayatlarını.
Dışarıdan ısmarlanmış yemeklerini yiyorlar. Kapıda çöp poşetini bırakıp düzenli işe gidiyorlar.
Günden güne rakamlara bakmak için.
Kulaklarında ipod. Özenle seçilmiş kıyafetler. Güneş gözlügü.
Poşet çayı. Plastik. Sıkıcı. Spor. Otomatik arabalar. Çelik gökdelenler. Mekanik aşk. Görev. Sorumluluklar.
Tüm enerjilerini bu mükemmel boşlugu yaşatmak için harcıyor mükemmel robotçıklar.
Herşeyi kusursuz, simetrik, düzenli ve klas olan bir boşlugu.
Örümcek bagı kadar renksiz, tozlu, tatsız, uyuşuk,
mukemmel.
 
Böyle olmaz.
Uyuyarak yaşanmaz.
Ruhun, zehinin ve duyguların uyuşuklugu, karın içinde uyumaya benzer.
Kara gömülmüşsün, bedenini hissetmiyorsun, hiçbir şey hissetmiyorsun, düşünemiyorsun.
Karın içinde uyumak demek, ölüm demek.
 
Pat. Pat. Pat.
Biliyorum ki bu sadece yagmur.
Pat. Pat. Pat.
Kusursuz bir şekilde cama vuruyor.
 
Ve ne diyorum biliyor musunuz.
Bu akşam dönerken yeni bir yol keşfedin.
Gökyüzüne bir bakın. Ama mutlaka bakın.
Hayalperest olun. Mutlu uyanın.
Sevin. Sevinin. Sevindirin.
Sarılın sevdiklerinize. Şaşırtın. Güldürün.
Paylaşın. Şımartın. Şımarın.
Inanın. Yaratın.
Kendinize güvenin- çünkü herşeyi yapabilirsiniz. çok isterseniz eger.
Yaşayın! dolu dizgin!

(no subject)

Simdi herseyi birakip kosa kosa markete gidiyorsunuz. Sarap reyonundan Kayra Leona Blush kapip hizli bir sekilde eve donuyorsunuz. Siseyi, sogumasi icin buzdolabina atip etrafinda dolaniyorsunuz. Yeterince serin olunca en buyuk kadehinizi alip yarisina kadar dolduruyorsunuz... Soyle bi koklayin. Portakal cicegi mi? Ahududu? Taze cilek? Biraz bal mi sanki?

Yudumluyoooorsuunuuuz veee... Ooooooooooo...... Mmmmmmmmm........ Aaaaaaaaaaaaa.......!!!!!! (neyse anladiniz).

Sonra neseli ve yari sarhos bir sekilde yagmuru seyrediyorsunuz.

Kotu bisey tavsiye eder miyim hic.

Posted via LiveJournal.app.